Hangi Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları Kullanılmalı?

Sürdürülebilirlik konusu son yılların en çok konuşulan başlıklarından biri.

Sürdürülebilirlik kavramının her geçen gün önem kazanması ile işletmelerin sadece finansal açıdan değil Çevre, Sosyal ve Yönetişim konularında da raporlama yapmasının önemi görülmeye başlandı.

Önceleri sadece yatırımcıların odağında olan finansal raporlarla ‘karnelerini’ gösteren işletmeler artık sürdürülebilirlik raporlarıyla sadece yatırımcılara değil, müşteriler, kamu kuruluşları, üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşları gibi dış paydaşlarına ve çalışanları ve tedarikçileri gibi iç paydaşlarına da hitap ediyorlar.

Uluslararası düzeyde tüm bu hızlı gelişim sürdürülebilirlik faaliyetleri adına sevindirici olmakla birlikte bir dizi sorunu da beraberinde getirdi.

Farklı sektörlerde ve pazarlarda faaliyet gösteren farklı kurumsal yapılara ve stratejik önceliklere sahip işletmelerin karşılaştırmaya tabi tutulabilecek raporlama süreçlerini sürdürmesi ancak küresel boyutta ortak bir raporlama diliyle mümkün. Ancak söz konusu ortak dili sağlayabilmek ve işletmelerin raporlama süreçlerini kolaylaştırmak adına oluşturulan raporlama standartlarının sayıca çokluğu süreci daha güçleştirmekten öteye geçemedi.

Bu güçlüğün fark edilmesiyle -ilk yazımızda bahsettiğimiz- konsolidasyonlara giden standartlar ve çerçeveler ile halihazırda uluslararası boyutta kullanılan 3 ana akım standarttan söz etmek mümkün.

Bunlar;

  • Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren işletmelerin belirli koşullarda zorunlu kılındığı raporlama olan CSRD’nin standartları olan ESRS,
  • Finansal önemliliğe vurgu yapan IFRS vakfının oluşturduğu IFRS S1-S2,
  • Ve standartlar arasında en eski ve en çok kullanılan etki önemliliğine sahip GRI.

Tüm bunlara ek olarak ülkemiz özelinde IFRS S1-S2 temel alınarak hazırlanan TSRS S1-S2 standartları mevcut.

Bu noktada sürdürülebilirlik raporlaması yapan işletmeler için ilk soru; hangi standartların kullanılacağı ya da kullanılması gerektiği sorusu oluyor.

Söz konusu standartlar arasında ESRS ve TSRS’nin uygulandıkları coğrafya bağlamında -önceki yazılarımızdan okuyabileceğiniz- zorunlu olduğu koşullar mevcut. Ancak söz konusu zorunlulukların ötesinde işletmelerin raporlama süreçlerinde standart seçimi konusunda değerlendirmeleri gereken ilk konu ‘Önemlilik’ konusu.

İşletmelerin sürdürülebilirlik alanında gerçekleştireceği çalışmaların yönünü belirleyen önemlilik çalışması ile kısa, orta ve uzun vadeli sürdürülebilirlik stratejilerinin belirlenmesi mümkün olmaktadır. Bu noktada -3. yazımızda ayrıntılı şekilde değindiğimiz- önemlilik konusundaki farklı yaklaşımlar bizi farklı raporlama standartlarına götürmektedir.

  • Finansal Önemlilik; Sürdürülebilirlik faaliyetlerinin işletmeyi finansal açıdan nasıl etkileyeceğini ele alır ve IFRS S1-S2 standartlarının odak noktası finansal önemliliktir.
  • Etki Önemliliği; İşletmenin faaliyetlerinin sürdürülebilirlik konularını nasıl etkileyeceğini ele alır ve GRI Standartlarının odak noktası etki önemliliğidir.
  • Çifte Önemlilik; Hem sürdürülebilirlik faaliyetlerinin işletmenin finansal durumu üzerindeki etkisini hem de işletmenin faaliyetlerinin sürdürülebilirlik konuları üzerindeki etkisini ele alarak bütünsel bir yaklaşım sunar ve ESRS’nin odağında çifte önemlilik vardır.

İşletmeler faaliyet gösterdikleri sektör, hitap ettikleri kitle ve en önemli paydaşlarını göz önüne alarak öncelikle ‘önemlilik’ yaklaşımlarını belirlemeli, devamında söz konusu önemlilik yaklaşımına hizmet edecek raporlama standartlarına eğilmelidir.

Bununla birlikte Ekim 2023’te WBCSD’nin (World Business Council for Sustainable Development) hazırladığı ‘Reporting Matters 2023’ araştırmasında tek yönlü önemlilik konusunun giderek önem kaybettiği, ‘double and dynamic materiality’ - ‘çifte ve dinamik önemlilik’ odağına doğru gidildiğinden bahsedilmektedir. Bu durum işletmeleri sürdürülebilirlik raporlarında birden fazla standardı bir arada kullanmaya yönlendirmekte ve bu sayede işletmelerin daha geniş paydaş kitlelerine hitap etmesi mümkün olmaktadır.

Bu durumu kolaylaştırıcı koşul ise pek çok raporlama standardının büyük oranda birbiriyle uyum göstermesi ve kullanılan standartlar ile raporlanması gereken konuların ortak noktalarının çokluğudur.

2022 yılında ISSB ve GRI’ın çalışma programlarını koordineli olarak sürdürmelerini kapsayan iş birliği anlaşması ile GRI ve IFRS birbirlerini 'toplantı ortağı' olarak tanımlamışlardır. Standartların hazırlanması konusunda mutabık kaldıklarını, ortak çalışmaların işletmeler için kolaylaştırıcı ve sürdürülebilirlik faaliyetleri açısından destekleyici olduğunu söylemektedirler. Süreç içerisinde ortaya çıkan gelişmeler ve güncellemelerde birlikte hareket eden ISSB ve GRI son olarak 18.01.2024 tarihinde raporlama standartlarının uygulanmasında sera gazı emisyonlarıyla ilgili haritalama belgesini ortaklaşa yayınlamışlardır.

Benzer şekilde ESRS ve GRI arasında da raporlama standartlarının benzer çerçevede ilerlemesini sağlamak amacıyla ortak çalışmalar ve iş birlikleri bulunmaktadır. İki raporlama standardı arasında maksimum seviyede uyumluluk amaçladıklarını bildiren ESRS ve GRI her iki kurumun teknik ekiplerinin ortak çalışmaları olduğunu ve nihai amaçlarının küresel boyutta yüksek derecede uyumlu raporlama standartları oluşturarak işletmelerin raporlama süreçlerini kolaylaştırmak olduğunu söylemektedirler.

Özetle, işletmelerin zorunlu kılındığı raporlama standartları dışında kullanmaları gereken standartları ‘önemlilik’ çerçevesinde belirlemeleri önerilmekle birlikte GRI standartlarının diğer standartlarla yüksek uyum derecesine sahip olduğu ve kullanılacak farklı standartlarda raporlanması beklenen konuların ortaklığı göz önüne alınarak birden fazla standart kullanımına yönlenebileceği vurgulanmaktadır.